Önce ben sorumluyum
Yaşadığımız hadiseler, istediğimiz gibi sonuçlanmadığında, genellikle şu varsayımda bulunuruz: “kesinlikle şu kişinin hatası yüzünden böyle oldu.” Nereye baksanız, bu varsayımın sahneye çıktığını görürsünüz… bir şey mi kayboldu, mutlaka birisi onun yerini değiştirmiştir; arabanız çalışmadı mı, tamirci mutlaka doğru dürüst tamir etmemiştir; masraflarınız gelirinizden fazla mı, mutlaka eşiniz fazla para harcıyordur; eviniz çok mu dağınık, sizden başka kimse üstüne düşeni yapmıyordur; işleriniz zamanında yetişmedi mi, mutlaka iş arkadaşlarınız işleri savsaklamıştır. Bu gibi örnekler saymakla bitmez. Her şey sizin dışınızdakilerin hatası yüzündendir adeta.
Bu tip suçlayıcı düşünceler maalesef, toplumumuzda son derece yaygın hale gelmiştir. Bu durum bizi davranışlarımızdan kendimizin sorumlu olmadığına inanmaya sevketmektedir. Başkalarını suçlama huyumuz varsa eğer, her türlü öfke, üzüntü, bunalım, stres ve mutsuzluğumuz için daima başkalarını suçlarız. Tabiki, bazen başka insanların veya olayların sorunlarımıza sebep olduğu durumlar vardır, fakat kendi mutluluğumuz söz konusu olunca ayağa kalkıp tüm sorumluluğu üstlenmemiz gerekir. Ben bu olayın neresindeyim, burada benim hatam veya sorumluluğum nedir sorusunu kendimize dürüstçe sormalıyız. Ayrıca, sürekli başkalarını suçlamak muazzam miktarda zihinsel enerji harcamayı gerektirir. Bu ise insanın taşıyamayacağı bir yükü yüklenmesi demektir ve sonu hüsrandır.
Siyaset, ekonomi ve sosyal hayatta da durum bundan farksızdır. Çevremizde memnun olmadığımız şeyleri görünce hep birilerini suçlarız. Bazen muhtar suçludur, bazen belediye bazen de hükümet. Hep kendi dışımızdakileri eleştiririz. Hem de her toplum layık olduğu biçimde yönetilir kaidesini göz ardı ederek.
Yaşadığımız çevrenin temiz, nezih ve huzurlu olmasını istiyorsak öncelikle kendi üzerimize düşenleri yapmalıyız. Örneğin, oturduğumuz mahallenin yolları toz içindeyse ve her gün bu tozu solumamıza rağmen hiçbir tepki göstermiyorsak burada sorgulanması gereken öncelikle bizim tavrımızdır. Çünkü duyarsız kaldığımız her olumsuzluk bir müddet sonra normal hale gelmeye başlar. Yıllardır şu sözü çok duyarım etrafımda, “burası Bağlum değilde Balgat olsaydı, Çayyolu olsaydı böyle olmazdı” diye insanlar söylenip dururlar. Bu tavır kendini hakir görmenin gizli bir ifadesidir aslında. Bireyler öncelikle kendilerinin ve dolayısıyla toplumun gücünün farkında olmalıdır. Bilinçli ve örgütlü bir toplumda idareciler, kendilerini halkın memnuniyeti için daha titiz davranmak zorunda hisseder.
Karanlığa küfretmek kolaydır ancak bize düşen hep birlikte birer mum yakmaktır.

Tebrikler Resul çok güzel bir yazı