DÖNÜŞÜM
Güneş yükselmeye başlıyor, tek bir bulutun olmadığı gökyüzü donuk mavi. Vadinin görülebilir tüm yüzeyini kaplayan toz bulutlarını yara yara bir aşağı bir yukarı hareket eden hafriyat kamyonlarının gürültüsü arasında beliriyor acelesi olan daha küçük taşıtlar.
Kumun üzerine döktüğümüz çimentoyu su ile karıştırıp harç yaptığımız sırada yerde sürtünen küreÄŸin çıkardığı ses mesainin baÅŸlangıç düdüğü gibi. Usta bağırıyor ” ben iskeledeyim, boÅŸ bırakmayın beni, harç getirin.” Kimi beÅŸ yüz metrekare, kimi bin metrekare, bazen iki bin metrekarelik arazi. Etraflarını ya perde beton ya da taÅŸ duvarlar ile kapatma iÅŸleri, zamanla yarış. Her bir ÅŸantiyenin işçilerinin koÅŸuÅŸturması, çekiç ve ağır iÅŸ makinalarının sesi bir diÄŸer ÅŸantiyenin işçilerinin kulağında yankılanıyor.
Kuş bakışı şöyle bir göz gezdirdiğinizde; dere yatakları, tarlalar, bir zamanlar her çeşit meyvenin yetiştiği bağ ve bahçeler, küçük küçük parçalanmış, etrafları tel örgüler ile çevrilmiş, yeni sahiplerine satılmak üzere beklerken doğanın cömertliğine meydan okuyor. Doğa ile iç içe yaşamak isteyenlerin inşaa ettikleri beton yığınları, kesilmiş onlarca ağacın yerine toprağı güneşten gizleyerek oturmuş. Yağmurlu havalarda çamura bulamak istemedikleri ayakkabıları için bahçelerine döşedikleri karo yollar, mangal sefasının yapılacağı veranda derken beş on metrekarelik sebze ekimi için ayrılmış alan kalıyor toprak olarak. Hibrit tohumlar ile ekilmiş bostan şebeke suyu ile tasarruf edile edile sulanıyor. Sofralarımıza gelen sebzelerimiz, uzun ve soğuk kış akşamlarında kilerlerden gelen atıştırmalık meyve üretiminin yerini bilinçsizce yapılan hobi keyfi almış.
Herkesin ağzında olan mevsimlerin değişmiş olduğu kısa cümle fazlası ile ürkütüyor insanları. Kurak yaz mevsimlerini bir şekilde atlatıyorduk, temmuz, ağustos aylarında kuruyan çeşmeler, debisi düşen dereler olağandı. Ama şimdi yağmur yağsa su akacak yatak bulamıyor, bahar mevsimi yağmur yerine dolu oluyor, ağaçların çiçek yapraklarını dökerek gülümsemelerini önlüyor, güneş daha bir kızgın bakıyor bize, gölgelerinde serinlediğimiz ağaçların yerine kondurduğumuz beton verandaların etrafındaki üç beş ağaç kurumak için ısrar ediyor. Sanki doğa bizden intikam almak istiyor. Eski cömertliğini hiç göstermiyor bize.
Güney Amerika yerli kabilelerinin dediği gibi doğa bizden onu korumamızı istemiyor, cömertliği karşısında saygı duymamızı istiyor.
