EFENDİ KÖYLÜLÜKTEN VAROŞ ŞEHİRLİYE
Orta, daha çok ta alt sınıf olarak birbirinden farklı olmayan insanların oluşturduğu bir yerleşim
yeridir Bağlum. Sorunlarımız ortak ve kesinlikle sorunlarımızı şekillendiren ana etken de
ekonomik. Mutfağı yöneten kadının ilk gündemi market ve pazar alışverişlerinin yapılmasının ne
kadar güç olduğu, kısmak zorunda kaldığı ve ya artık alamadığı ürünlerdir.
Yaşı kırkın üzerinde ve gözleme yeteneği olan herkes Bağlum yada aynı kadere sahip
yerleşim yerinde büyümüş birisi hafızasını zorladığında pazar ve marketlerdeki bu fiyatların
yüksekliğine farklı bir pencereden bakabilir.
Modern mimari, nüfus artış hızı, özellikle de nüfus yoğunluğunun büyükşehirlere akması
doğayı zorunlu ve çok hızlı bir evrimleşme sürecinden geçirerek, özgür, kendimizi geliştirmeye
müsait alanlarımızı elimizden aldı. Küçük, kendi kendine yeten çiftçi ailelerden oluşan köyler ve
köylüler yok oldu. Tarım, önce orta ölçekli çiftçilerin geçim kaynağı, devamında büyük şirketlerin
eli ile yönlendirilen sermaye artırım aracı oldu. Bir anlamda gıda sermayenin kontrolüne
geçtikçe ulaşmak zorlaştı.
Üretebildiğimiz ürünlere bizleri yabancılştırdılar. Bostan ve bağlarımız da emek harcayarak
yetiştirdikten sonra sadece toplayarak sofralarımıza koyabildiğimiz bu ürünler pazar ve
marketlerin tezgahlarında ulaşılmaz fiyatları ile artık evlerimize giremeyen lüks gıda ürünleri
haline geldi.
Köylerde, tarım ve hayvancılık ile uğraşan küçük çiftçi köylülük, elimizden kayıp gittikten sonra
değerini anlayabildiğimiz bir altın bilezikti. Atıkların çöp olmadığı, faydalı ve kullanışlı yardımcı
ürünler haline getiren birer geri dönüşüm tesisleri idi köyler. Elindeki tüm kaynakları mümkün
olabildiğince kullanışlı hale getirebilen pratik ve organik bir yaşam öğretisine sahipti köylü. Bir
inek, bir kaç keçi yada koyun, on onbeş tane kümes hayvanı. Bunlar et, süt, süt ürünleri ve
yumurta ihtiyacını karşıladığı gibi inek ve küçükbaş hayvanların dışkıları kışlık yakacak yada
tarım arazilerinde gübre, küçük baş hayvanların kılları, kadınların maharetli ellerinde, bir kaç
işlemden sonra ipliğe, iplikten de hırka, kazak, çorap gibi giyeceklere dönüşüyordu. Doğal
olarak ta köy mimarisi bu olgunun etrafında şekilleniyor, köylünün emegini, kendisi için
kullandığı, ihtiyaçları doğrultusunda ürettiği bir ekonomik modeli vardı. İş bölümü süreci doğal
gelişiyor, herkese yapacak bir iş çıkıyor, imece usulü ilede insanlar birbirlerine yakınlık
hissediyor, sosyal yapı daha güçlü oluyordu.
Düğünler hasat mevsiminin sonlarına tarihlendiriliyor, harman bitimleri tarihsiz, tarifsiz sessiz bir
diÄŸer bayram gibiydi.
Tarım arazileri apartman dairesi almak için satılırken, üzerlerinde de çarpık, düzensiz
gecekondu mahalleleri kuruldu. İçinede ülkenin farklı bölgelerinde, köyünde kendisinin efendisi
olan köylü yerlestirildi. Yerleşimcisi ve dışarıdan gelen halk beraberce, fabrikalarda ücretli
çalışan varoşlara dönüştüler. Sosyal statü çatışmaları içinde çaresiz altta kaldı. Ambalajlı
ürünlerin atıkları çöp yığınları haline geldi. Bu yerleşim yerlerinde kirliliğin ana sebebi oldu.
Köylü çiftçiliğinin yerini yüzlerce hayvanın bir arada beslendiği üretici çiftlikleri aldı.
Denetimsiz, bir o kadar da kaygısız, kazancı ön planda tutan sahipleri yüzünden buradaki dışkı
atıkları dere yataklarına akıtıldı. Bir zamanlar yakacak olarak dönüşen bu dışkılar, yaydıkları
kötü koku ve görüntüsü rahatsız edici olduğu kadar, çevreyi kirleten atıklar haline geldi. İrili
ufaklı dereler kirlendi, temiz su kaynakları azaldı. Tanıdığımız tarım ürünleri bostanlarımızdan
maliyetsiz sofralarımıza gelmek yerine, Pazar ve market tezgahlarından ücretli olarak satılmaya
başlandı.
Bütün bunların hem çevreye hem de ekonomimize zararı çok fazla oldu. Çok uzun anlatmak
mümkündür elbet ama ben burada dilim döndüğünce doğanın bizim de gözlemleyebildiğimiz
şekilde insan eliyle ne kadar hızlı kirletildiğini ve doğadan nasıl koptuğumuzu anlatmak istedim.
Kitaplarını ve yazılarını keyifle okuduÄŸum ziraat mühendisi Abdullah Aysu’yu sizlerde takip edebilirsiniz. SaÄŸlıkla kalın.
