Din tahripçiliği
Sevgili dostlar! Gün birlik olma,safları sıklaştırma zamanıdır. Gün geçmiyor ki yüce dinimiz islam ve Onun kutsal değerlerine hakaret edilip saldırılmasın. İnsanların dini duyguları ve inançları tahkir (aşağılanmasın) ve tahrif edilmesin (bozulmaya çalışılmasın). İster istemez insanın aklına şöyle bir soru geliyor. Bundan amaçlanan inkar kılıflı tahrif midir? Yoksa insanlar arasında düşmanlık ve fitne tohumu mu ekmektir? Canhıraş bir şekilde böyle bir şeye neden ihtiyaç duyulur? Aslında bu kişiler şunu unutmamalıdır ki! Güneş balçıkla sıvanmaz. Rabbimizin Kur’anı Hakiminde buyurduğu üzere: “Onlar Allah’ın nurunu boş laflarıyla söndürmek isterler ama Allah, hakikati inkar edenler ne kadar öfkelenseler de, nurunu tamamlayacak ve o nuru bütün parlaklığıyla yaymaya devam edecektir”. (Saff Suresi, 8. Ayet)
Gelin hep birlikte bu tahrif ve tezyif faaliyetlerinin arka planında ki asıl amacın neler olabileceğini anlamaya çalışalım. Aslında dinin aslını bozma gayretleri farklı gibi görünse de aynı gayeye hizmet eden iki düşüncenin ürünü olduğunu görmek mümkündür. Birincisi; Dini ve dinin asli hüviyetini bozma faaliyeti, ikincisi ise dinde reform adı altında yine aynı gayeye hizmet eden bir başka düşünce yapısı.
Birincisi; Son günlerde ortaya atılan, türkçe ezan, türkçe kur’an ve türkçe ibadet söylemi. Bu boş sözleri söyleyenlerin niyetlerinin ibadet etmek olmadığı, asıl amacın dini tahrif ve tezyif etme, dini duygu ve düşüncelerle alay etme düşüncesinin olduğu anlaşılmaktadır. Bu iddiaları gündeme getiren kimseler; davetine icabet etmediği ezanın, kılmadığı namazın, tutmadığı orucun, ifa etmediği haccın, Rabbinin kendisine ihsan ettiği nimetleri bir başkası ile paylaşmadığı zekatın velhasıl tüm ibadetlerin kurallarını müslümanlar adına belirlemek istemektedirler. Bu yetki ve salahiyeti de kendilerinde görmektedirler.
Bu kişiler dini tahrif etmenin yanında, halk arasında ki bazı hassas konuları gündeme getirerek ortamı germek, halkı kin, nefret ve düşmanlığa sevk etmek gibi bir gayeye de hizmet etmektedirler. Bu hassas konuların başında ise; Başörtüsü,cübbe, şalvar, tarikatlar, mezhepler, türkçe ezan, türkçe kur’an, türkçe ibadet gibi konulardır.
Bu kişiler şunu unutmaktadırlar ki! İbadetler ve ibadet dili taabbüdü dir..
Taabbüdi: Allah’ın kullarına yapmalarını emrettiği ibadetler konusunda fikir yürütmeyip, sadece Allah’a kulluk etme niyetiyle ve emredildiği tarzda yapılmasının gerektiği, içerisinde kulların bilmediği bir çok hikmet ve faydaları barındırdığı gerçeğini ifade eder. Dünyanın neresine giderseniz gidin, hangi dili konuşursanız konuşun, hangi ırktan olursanız olun namaza daveti ifade eden ezanın dili hep aynı cümledir. Allahü ekber” ile başlayıp “Lailahe illallah” ile biten ilahi çağrının adıdır ezan. Dünyanın öbür ucuna da gitseniz bu lahuti sesin sizi namaza çağırdığını anlarsınız. Çünkü İbadet dili evrenseldir. Aynı şekilde namazda okuduğumuz ayet ve dualarda dünyanın her yerinde ortaktır. Dünya müslümanlarının aynı dilde ibadet etmeleri İslam ümmetinin birliğine ve tevhide işaret eder.
Din tahripçilerinden ikinci gruba gelince; Din adına söz söyleme yetkisini sadece kendisinde gören sözde ilahiyatçıların dinde yenilik adı altında ileri sürdükleri hezeyanlardır. Bunların başında kurancılık adı altında hadisleri toptan inkar ve ret çalışması gelmektedir. Bunlar yarım yamalak arapça gramer bilgisi ile ayetlerin kelime manalarını kendi anladıkları şekilde yorumlayan ve bunu en doğru yorummuş gibi dayatmaya çalışan, yeri geldiğinde kendisini Hz Peygamberden ve mezhep imamlarından bile üstün gören bir zihniyet. Bu da yetmezmiş gibi edille-i şeriyye (kitap, sünnet, icma ve kıyası fukeha) olarak bildiğimiz, kitap ve sünnetten sonra İslamın temel taşlarını teşkil eden mezhepleri ve mezhep imamlarının ictihad ve görüşlerini sıradan insanların yorumu gibi göstermeye çalışmaları. Bize şunu gösteriyor ki! Bütün bu çaba ve gayretler aslında Oryantalistlerin (batılıların gözü ile İslamı ve Doğu dinlerini inceleyen kişiler) ve İslamın aslını bozmak isteyenlerin değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramamaktadır.
23 sene boyunca İslamı insanlara hayatın her alanında fiili ve sözlü olarak anlatan ve yaşayan Peygamberi hiç bir söz söylemeyen samut birine çeviren bu anlayış, İmamı Azam’sız, İmam Şafi’siz, İmam Malik’siz, İmam Hanbel’siz bir İslam hukuk anlayışı, Abdülkadir Geylani’siz, Mevlana’sız, Yunus Emre’siz bir İslam kültür ve medeniyeti arzulamaktadırlar. İçimizdeki bu sureti haktan görünenler beyhude bir çaba ve gayret içindedirler. Çünkü Rabbimiz Hicr Suresi 9. ayetinde şöyle buyuruyor: “Kur’anı kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız”. Rasulullah Efendimiz de (sav) biz inananlara veda haccında çerçevesini çizdiği üzere “Size iki şey bırakıyorum. Bunlara tutunursanız asla dalalete düşmezsiniz: Allah’ın kitabı ve benim sünneti seniyyemdir. Kim benim sünnetimden yaşam tarzımdan yüz çevirirse benden değildir” buyurmaktadırlar.
Sözün özü: İslamı sahih kaynaklardan, araştırarak daha çok okuyup daha çok araştırmalıyız. Bu sayede art niyetli insanların ve islam düşmanlarının oyununu bozmuş oluruz. Vakit! İslam düşmanlarına ve bu ülkenin maddi ve manevi birliğini bozmaya çalışanlara fırsat vermeyip onlara karşı uyanık olma vaktidir. Rabbim cümlemizi kur’anın yolundan ve ehli sünnet çizgisinden ayırmasın.
