“İslam terakki dinidir”
O Allah ki! kalemle yazmayı (ve ilmi kayıt altına almayı ve yazılan kitapları okuyup anlamayı) öğretendir. O insana bilmediği şeyleri öğreten, sonsuz lütuf ve kerem sahibi olan Rabbindir. (Alak Suresi, 3,4,5. Ayetler)
Hz. Enes’den (ra) rivayet edilen bir hadisi şerifte Rasulullah Efendimiz (sav) şöyle buyurdu: “İlim tahsil etmek için yolculuğa çıkan kimse, evine dönünceye kadar Allah yolundadır.” (Tirmizi, İlim 2)
Yaşadığımız bu coğrafya yüzyıllar boyu insanlığın ufkunu aydınlatan ilmi gelişmeler ve inkişaflara beşiklik etmiş münbit topraklardır. Bu iklim Farabi, Biruni, Ali Kuşçu, El Cezeri, Akşemseddin, İbn Sina, Gazali, İbn Haldun, Ömer Hayyam ve Harizmileri yetiştirmiştir. Bugün İslam coğrafyası ilmi araştırmalar ve teknolojik gelişmeler ile anılmak yerine neden hep geri kalmışlıkla, cehaletle, kan, gözyaşı ve olumsuzluklarla birlikte anılır. Neden bu gün bu topraklarda bir Sinan, bir Farabi, bir Piri Reis, bir Mevlana, bir Yunus yetişmez.
Neden islam coğrafyası özelde de ülkemiz, ilmi çalışmalar ve bilimsel araştırmalar alanında uluslararası bir başarıyı istenilen düzeyde yakalayamamaktadır. Bu gün ülkemizde iki yüzün üzerinde üniversite olmasına rağmen neden dünya çapında tanınmış bir çok bilim insanımız yoktur? Neden uluslararası ölçekte bilim insanları yetişmez bu topraklarda?
Aslında sebep bellidir. Birincisi; çok az okuyan millet olmamız veya okuyup araştırmamamız. İkincisi ise; Aramızdaki kısır çekişmeleri, kutuplaşma ve ideolojik farklılıklarımızı kör döğüşe dönüştürmemizdir. Bilim ve sanat üretmesi gereken okullarımız, maalesef karşıtlık üreten, farklı düşünce gruplarının kutuplaşma ve ayrışma merkezleri haline dönüşebilmektedir. Gönül arzu eder ki! Üniversiteler bilgi üretme konusunda bir birleri ile yarış halinde olsun. Bu gün falan üniversite şu bilimsel çalışmaya imza attı, şu buluşu dünyaya tanıttı, falan hastalığa ilaç üretti, uluslararası yarışmada falan üniversitemiz dereceye girdi gibi sevindirici haberleri duymayı hepimiz isteriz.
Yaklaşık 200 yıldır iç çekişmeler ve ihtilaflarımız sebebiyle gücümüzü boşa harcadık. Başka milletler ilmi ve teknolojik gelişmelere ayak uydurarak yeni buluşlar peşinde koşarken bizler İnsanların dış görünüşüyle, giyim kuşamıyla uğraşmaktan asıl hedeflerimizi şaşırdık. Batılılaşma adına kılık kıyafetle, başörtüsü, saç sakal gibi konularla uğraşmak bizi çağın gerisine götürdü. İrticacı (geriye gitmek demek) olduk. İslami hayat tarzı ve birtakım İslami değerler yıllarca bu millete irtica olarak öğretildi. Halbuki İslam terakkiyi (ilerlemeyi) yerinde saymamayı, iki günün birbirine eşit olmamasını, her gün yeni şeyler öğrenmeyi, aksi halde ziyanda olunacağını öğretti.
Bugün bu coğrafya adeta hayat damarları kurumuş, çölleşmiş, çorak arazilere dönmüştür. Maalesef bu gün bizler; Geçmişi yok sayan, tarihten ders çıkarmadan gelecek inşa etmeye çalışan, üretmeden tüketen, çevreyi katleden, ilmi gerçekliklere sırtını dönen, manevi ve kültürel yönden yozlaşmış, kendi özüne yabancı topluluklar haline geldik. Farklılıklarımızı ön plana çıkararak devamlı surette bir birimizi örselemeyi bırakmamız lazım. Oysa ki ortak noktalarda ve asgari müştereklerde bir araya gelerek hem bu ülkeye hem de insanlığa daha çok hizmet edebiliriz.
İlim müminin yitiği, en değerli hazinesidir. Onu nerede bulursa alır diyen Resulü Ekrem Efendimizin bu hadisini her müslüman kendisine düstur edinmelidir. Ancak o zaman yaratılış gayesine uygun hareket etmiş, bizi biz yapan değerlerimize sahip çıkmış oluruz.

Hocamız çok güzel özetlemiş yüreğine sağlık birde ülkemizde beyin göçü var bu değerlere sahip çıkmamız gerekiyor tabiki başta devletimiz olarak.