Din ve Geleneksellik – II
Din kelimesi lügatta: İtaat, teslimiyet, ibadet, ceza, mükafat, hüküm, hesap, üstün gelme ve hakimiyet gibi anlamları ifade eder.
Istılahi manası ise, akıl sahibi insanları kendi tercihleri ile bizzat hayırlı işlere götüren ilahi kanundur. Hayat tarzı ve yaşam biçimi gibi manalarının yanında, hayatı vahye göre, Allahın emrettiği şekilde yaşama çaba ve gayreti olarak da tarif edilir. Çarşıda, pazarda, okulda, evde, işyerinde velhasıl hayatın her alanında insanın fıtratına uygun olarak yaşamasıdır. Nitekim Rabbimiz Rum Suresi 30. Ayette “Artık sen, batıl olan her şeyden uzaklaşarak, yönünü tam bir samimiyetle hak olan dine çevir. Zira Allah insanları hak dini kabul edebilecek yapıda yaratmıştır” buyurur. Yüce Rabbimiz insanın fıtratına Allah’ı tanıma ve bilme içgüdüsü yerleştirmiştir. İnsanın özünde tevhid inancı, Rabbini bir tanıma ve ona kulluk vardır. Buna en güzel örnek Rasulullah Efendimizin şu hadisi şerifidir. “Dünyaya gelen her insan fıtrat üzere, Rabbini bir olarak tanıyabilecek yapıda yaratılır. Sonra anne ve babası ve çevresi onu Yahudi, Hristiyan, Mecusi veya Müşrik yapar”. (Buhari, Cenaiz 79)
İnsanoğlu yaşarken, hak veya batıl inanma ihtiyacı duyar. Bu saye de kendini güvende hisseder. Zaten İman kelimesi, güven, emniyet ve tasdik manalarını ihtiva eder. Hiçbir ön şart ileri sürmeden, şüpheden ve şirkten arındırılmış, halis ve katıksız bir şekilde inanılması gereken hususlara gönülden bağlanmanın adıdır iman. Peygamberi öğretiye göre ise dil ile ikrarın yanında kalp ile tasdik etmeden ve kalpte tevhidi bir iman olmadan kurtuluşa erişilemeyeceği bildirilmektedir. Kaynaklarda Cibril Hadisi olarak da bilinen hadiste ise İslam’ın ve İmanın tarifi yapıldıktan sonra İhsan kelimesinin manasına yer verilir. İhsan “Sen Allah’ı görmesen de Allahın seni gördüğünü bilerek hayatı yaşamandır” buyurulur.
Yüce Allah kullarına olan merhametinin gereği insanlık tarihi boyunca kitaplar ve peygamberler göndermiştir. Aslında Rabbimiz insanı hiç kitap ve Peygamber göndermeden de aklıyla Allah”ı bulabilecek kabiliyette yaratmıştır. Ancak akıl, vahiyle bütünleştiğinde insan hayatı değer kazanır ve aydınlığa kavuşur. Akılla Allah’ ı bulma metodunun örneklerini Kur’ an’ın bir çok ayetinde görmek mümkündür. En’am Suresi 76-79. Ayetlerde: Bir gün İbrahim as’ ın, putperest olan ve gök cisimlerine tapan kavminin kalabalık olduğu bir günde aralarına karışarak Allahı akıl yolu ile bulma metodunu öğretmesi buna örnektir. Şöyle ki! “Gece olup ortalığı karanlık kaplayınca bir yıldız gördü ve kavmine “Bu Rabbimdir (öyle mi?), işte bu (mu) benim Rabbim dedi. Fakat (bir süre sonra yıldız) batınca: “Ben batanları sevmem dedi. Sonra ayın doğduğunu görünce, “Benim Rabbim bu” dedi. Ama ay da batınca, gerçekten, “eğer Rabbim beni doğru yola iletmezse ben kesinlikle sapkınlığa düşmüş kimselerden olurum” dedi. Sonra, güneşin doğduğunu görünce, “işte benim Rabbim bu! Bu (hepsinin) en büyüğü diye haykırdı. Ama o da kaybolunca: Ey halkım! Diye seslendi. Sizin yaptığınız gibi, Allah’tan başkasına ilahlık yakıştırmak benden uzak olsun ve ben batıl olan her şeyden uzak durarak, Allah’ ı bir tanıyıp hakka yönelerek yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah’ a çevirdim. Ben O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değilim dedi.
Değerli dostlar! İnancın kurallar bütünü olarak kişinin hayatına, beşeri ilişkilerine ve yaşadığı çevreye yansımalarının olması gerekir. Bütün bu kurallar bütününe İslam, bu kuralları hayatında uygulayan kimseye de müslüman deriz. İslam kelimesi kişinin kendini bütünüyle Allah’ a teslim etmesi, kulluğu ve itaati yalnız Allah’ a yaparak O’na hiçbir şeyi ortak koşmamasıdır.
Yüce Rabbimiz Kur’ anı Hakiminde, “Allah katında din şüphesiz İslamdır” buyurur. (Ali İmran 19) Kur’ anın bu ifadesine göre insanlığın atası Hz. Ademden, Hz Muhammed’e (sav) kadar bütün ilahi dinlerin ortak adıdır İslam.
Bu sebeple, din, kul ile Allah arasında gizli kalması düşünülen bir inanç ve yaşam biçimi, ya da vicdanlara hapsedilecek kadar basit bir olgu değildir. Ben namaz kılmasam da benim kalbim temizdir, para ile imanın kimde olduğu belli olmaz gibi kişinin iç dünyasını veya vicdanını rahatlatmaya dönük sözler doğru bir yaklaşım tarzı olamaz. Kaldı ki iman, kuru bir iddiadan ibaret değildir. İman ettim diyen birinin imanı davranışlarına, yaşantısına yansımalıdır.
Dinin emirlerini yaşama hususunda önümüzdeki en büyük sorunlardan biri de eskilerin dine bakış açılarını, anlayış ve yaşantılarını körü körüne taklittir. Zira Yüce Kitabımız, dini kaynağından ve araştırarak öğrenmeyi, ataları körü körüne taklitten sakınmayı emretmektedir. Rabbimiz birçok ayetinde araştırmadan ataların dinine körü körüne bağlanmanın yanlışlığından bahseder. Onlara: “Allahın indirdiğine uyun denildiği zaman, biz babalarımızı, atalarımızı üzerinde bulduğumuz ve onlardan gördüklerimize uyarız derler. Babaları hiçbir şey akletmemiş ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı? Onların yoluna uyacaklar” buyurur. (Bakara, 170)
Yukarıda zikredilen ayetin ışığında düşünecek olursak, dini anlama ve yaşama konusunda daha çok çaba ve gayretimizin olması gerekir. Ben dedemden şöyle duymuştum, babam falan tarihte şu konu hakkında şöyle yapmıştı, ninem de şöyle söylemişti gibi basit ve kolaycı bir mantıkla yaklaşmamalıyız dini konulara.
Bizler, nasıl ki geçici dünya hayatının nimetlerini elde etme konusunda her türlü zorluğa katlanıyor, gecemizi gündüzümüze katıyorsak, sonsuzluk yurdu ahiret hayatını kazanmanın yolu olan dinimiz İslamı doğru anlayıp yaşama konusunda da daha gayretli olmalıyız.
Selam olsun sağlam bir dünya ve ahiret dengesi kuranlara ve yine selam olsun dünyasını, ahiret hayatına tercih etmeyenlere.

Yüreğinize sağlık hocam yine güzel bir yazı.